Kayıtlar

ölüm etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Beyaz Pantolonlu Yaşlı Adamın İntiharı

Resim
Atölyelerde okuduğumuz kitaplar arasından seçtiğim bir kaçından bahsedebilirdim ya da kardan, kıştan ya da İstanbul’un saklı köşelerinin izini sürebilirdik kitaplarda,  belki de gelip geçecek 2016 hakkında bir şeyler yazabilirdim. Ama “ölüm” girdi araya. Ne söylenecek söz kaldı, ne sözü edilecek herhangi bir şey. Tuzla buz oldu yaşamlarımız, keder gözbebeklerimize yerleşti. En kötüsü de birbirimizin yüzüne bakamaz olduk, hepimiz biraz suçluyduk çünkü. Yüreğimiz dağlandı, çalınmış hayatların yasını tutmaya başladık. Öpe koklaya büyüttüğünüz evladı, kokusuna doyamadığınız babayı kaybetmenin tesellisi olabilir mi? Zaman ne kadarını küllendirir bu acıların? "Karşılıklı oturdukları koltuklara acılı suskunluk çökmüştü. Kuru gözleri önünde bir noktaya dikilmiş, kımıltısız, öylece duruyordu Hanife Hanım. İçin için kanayan bir yaraya güçlükle dayanıyor gibi konuşmuyordu hiç. Arada bir, öne, arkaya sallanıyordu belli belirsiz. Ne diyecekti Muhsin şimdi?" (Vedat Türkali, Yalancı Tanı...

Masmavi Ölüm

Gidiyordu içindekileri yiyerek büyüyen bu cehennemden. Görünmez prangalara vurulduğu bu şehirden, Kaçıyordu kendine, yeni evine, küçük güneşlerine. Üzeri altın varakla kaplı, içini kurtların kemirdiği bu şehirden vazgeçiyordu. Kendini bile arar olmuştu nicedir. Öğütmüştü onu bu şehir. Taksinin camından son kez baktı mavisi görünmeyen gökyüzüne. Güneşin sarısı bile solmuştu, bulutlar bakmadan geçiyorlardı aşağıdaki şehre. Belki denizi, belki erguvanları özlerdi. Belki arada bir gelir camileri, sarayları gezerdi. Şoförün bavulunu bagajdan çıkarmasını beklerken son kez ciğerlerine doldurdu isli şehir havasını Bavulu elinde geçmişi geride bırakarak yürüdü iç hatlar terminaline Biletini onaylayan kadın yüzüne bile bakmadı Bezgin şehirli kadın tavrını tanıdı Kendisi de bir sabah aynı yüz ifadesiyle aynada karşılaşmıştı … Beklemeye başladı Kalbinin atışıyla saatinin tiktakları Tükenmişliğini ardında bırakıp yeni bir hayata hazırlanıyordu. İlk anonsla fırladı yerinden. Koşar adımlarla iki n...

Derviş ve Ölüm'den

Öldüğüm gün, taşınırken tabutum, Acı duyacağımı sanma bu dünyanın ardından, Ağlayarak; yazık oldu, diye konuşma, Kayıp dediğin, sütün kesilmesidir. Yok olmayacağım mezara konduğum vakit, Yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay? Ölüm sandığın şey, aslında doğuştur, Zindan gibi görünür mezar, oysa ruh özgürlüğe kavuşur. Hangi tohum büyümez ekilince toprağa? İnsan tohumundan şüphen mi var yoksa? Meşa SELİMOVİÇ - Çev: Mahmut Kıratlı