Kayıtlar

roman etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Donmuş Bir Zaman: Unutkan Ayna

Resim
Yarın, atölye gruplarımdan birinde Gürsel Korat'ın Unutkan Ayna isimli romanını konuşacağız. Romanı ilk okuduğumda çok etkilenmiştim. O zaman yazılarımla destek vermeye çalıştığım Gamlı Baykuş Dergisi için yazarla bir söyleşi yapma fırsatı bulunca da çok sevinmiştim. Bugün romana dönüp yeniden bakarken üzerinden beş yıldan fazla geçmiş olan o sıcak yaz gününü anımsadım. Söyleşinin kaybolup gitmesine gönlüm razı gelmedi. Hep okunacak yazarlarımızdan biridir Gürsel Korat. *** Sabahın erken saati olmasına rağmen hava sıcak. Çok uzun zamandır gelmediğim Ankara’da trenden indiğimde büyük bir sürpriz karşılıyor beni. Yeni, modern, kocaman ve soğuk bir gar binası. Sağa sola bakınıyorum, neredeyim? Güzelim eski gar binasına ne oldu? Yeni binadan çıkıp, büyük bir sevinçle yıkılmadığını öğrendiğimiz eski gar binasına giriyoruz. Yanımda Aysel Karaca. Heykelin önünde Gürsel Korat’la buluşuyoruz. Bizi evinde ağırlamayı teklif ediyor. Eve doğru giderken Ankara’yı izliyorum arabanın camından. Ben...

Edebiyatın İçinde Felsefeyi Aramak

Resim
Edebi metinler üzerinde konuşurken incelemesini yaptığım romanların/öykülerin yalnızca anlatılan hikâyelerden ibaret olmadığını çok sık anımsar ve anımsatırım. Düşünceler büründükleri biçimler aracılığıyla konuşur. Okuduğumuz sayfada karşımıza çıkan tablo, kahramanın mırıldandığı melodi, ayrıntılarıyla betimlenmiş bir mimari ya da zihnimizde soru işaretleri oluşturan cümleler, insanlığın kolektif belleğinden süzülüp yazarın kaleminden hikâyenin içine planlı ya da plansız karışır, o metni sağlamlaştırır, unutulmaz yaparlar. Felsefe, filozoflar ve düşüncelerinden ibaret değildir tıpkı yazarlar ve yazdıkları metinlerin sadece hikâyelerden ibaret olmadığı gibi. Felsefe düşünmeye, anlamaya, sorgulamaya niyetli bireylerin ve tabii toplumların ortaya koydukları düşünsel bir değişim sürecindeki tartışmaların kendisidir. Siyasi ve toplumsal hareketlerin, büyük dönüşümlerin temelinde; temel hak ve özgürlüklerin tanınmasında ve demokrasinin gelişiminde; insanın bilinçlenmesinde, doğru düşünebilme...

Okumak ya da Okumamak: "Kayıp Zamanın İzinde"

Resim
2019 yılı bahar aylarında Gergedan Atölye'de son toplantılarımızı yaparken bir Proust dalgası dolaşmıştı odanın içinde. Dalgayı başlatan atölyemizin müdavimlerinden Canan Hanım'dı. Okur muyuz, okumaz mıyız diye düşünürken o dalgaya kapılıp "Evet," demiş buldum kendimi. O yaz Proust okumakla geçti. Benim için Proust okumak sadece Kayıp Zamanın İzinde 'yi okumakla biten bir iş değil. Anlatmak üzere okuduğum her kitabın ve yazarın çevresinde onlarca kez dönüp iç içe geçen bir sürü okuma çemberi çizdiğimi söylersem abartmış olmam. Başta Mehmet Rifat'ın yazdıkları olmak üzere o büyük romana geçmeden o kadar çok şey okudum ki neredeyse kitabın hangi cildinde ne var, nasıl anlatıyor, metnin içinde nelerle karşılaşacağım, hepsini biliyordum. Oysa romanı okumaya başladığımda pek de düşündüğüm gibi olmadı. Anladım ki yazarın sunduğu evren benim düşündüğümden çok daha katmanlıydı. 2019 Ekim'inde Gergedan Kitabevi'nin arka odasında yirmi kişilik bir yolculuktu  Ka...

Orhan Pamuk, Tarih, Roman, Kimlik, Veba, vs.

Resim
Gergedan Kitabevi'ndeki yaz okumalarını Orhan Pamuk'un üç tarihi romanıyla tamamladık. 1985'te yayımlanan Beyaz Kale, 1998'de yayımlanan Benim Adım Kırmızı ve son olarak geçtiğimiz Mart ayında yayımlanan Veba Geceleri. İşte yazarın edebiyatı içinde tarihi romanların yeri ve kurmaca dünyasıyla ilgili konuştuklarımızdan ve notlarımdan derlediğim kısa bir özet.  Orhan Pamuk, eserlerinde yol ve arayış fikriyle karşımıza çıkan bir yazar. Genellikle toplumsal kimlik sorununa odaklanan, bunu da Doğu Batı ikilemi çerçevesinde anlamlandırmaya çalışan hikȃyeler anlatıyor. Beyaz Kale ile modern romandan post modern romana geçtiğini, Benim Adım Kırmızı ile de post modern romandan tematik romana doğru kaydığını söyleyebiliriz. Veba Geceleri ise Tolstoyal yapısıyla daha romanın ilk cümlesinden itibaren bir tarih romanı ya da roman biçiminde bir tarih metni olduğunu söylerken Savaş ve Barış'a göz kırpmakta. Son verdiği söyleşilerde de belirttiği gibi yazar yeni şeyler denemeyi sev...

Gergedan'da Yeni Dönem: Gözyaşları Gereklidir

Resim
Gergedan'da "Dünya Edebiyatı" ile buluşmaya devam ediyoruz. 4 Şubat'ta başlayacak yeni dönem programımızın ismi/konusu: Gözyaşları Gereklidir Fatma Burçak ile distopyanın karanlık sularında dolaştıktan sonra Fransız Edebiyatının varoluşçu yazarlarından varlığın anlamına ve özgürlüğe mahkûm olan insana dair hikâyeler konuşulacak. Sekiz hafta sürecek programda aşağıdaki kitaplar okunacaktır. 04 Şubat 2019 Pazartesi   Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley 11 Şubat 2019 Pazartesi   1984, George Orwell 18 Şubat 2019 Pazartesi   Fahrenheit 451, Ray Bradbury 25 Şubat 2019 Pazartesi   Karanlığın Sol Eli, Ursula K. Leguın 04 Mart 2019 Pazartesi    Varoluşçuluk           üzerine birkaç söz 11 Mart 2019 Pazartesi    Duvar, Jean-Paul Sartre 18 Mart 2019 Pazartesi    Veba, Albert Camus 25 Mart 2019 Pazartesi    Moskova'da Yanlış Anlama, Simone de Beauvoir Unutmayı...

2018'de Ne Okudum?

Resim
En çok sorulan soruya yanıt olarak, işte geçtiğimiz yıl boyunca okuduğum kitaplar. Roman, öykü, araştırma, biyografi,çocuk kitabı, gezi kitabı... farklı türlerden oluşan yetmiş altı kitaplık bir liste. Bir Yılbaşı Öyküsü, Vladimir Dudintsev Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu, Şermin Yaşar Macbeth, Jo Nesbo Bir Fasit Daire, Berna Durmaz Fırtına, William Shakespeare Hırçın Kız, William Shakespeare Macbeth, William Shakespeare Yetişkinler İçin Shakespeare, Foley-Coates Soneler, William Shakespeare Muhteşem Will, Stephen Greenblatt Sen de Kendi Hikayenin Kahramanısın, Kendre Levin İsa'ya Göre İncil, Jose Saramago Cebelavi Sokağı'nınÇocukları, Necip Mahfuz Kabil, Jose Saramago Diablo'nun Günlüğü, Bahar Yaka Siddartha, Hermann Hesse Okuma Üzerine Yakın Okumalar, Carmen Callil Labirent, Burhan Sönmez Yirminci Yüzyıl Filmini İzlediğim Akşam..., Kazuo Ishiguro Ficciones, Jorge Luis Borges Eyvah Kitap, Mine Soysal Karşı Pencere, Sevim Ak Seksek, Julio Cortazar ...

Okudum: Ölü Kelebeklerin Dansı

Resim
Ölü Kelebeklerin Dansı by Hüsnü Arkan My rating: 3 of 5 stars Ölü Kelebeklerin Dansı , Hüsnü Arkan'ın 1998 yılında yayımlanan ilk romanı. Benim elimde Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan basımı var. Özellikle kapak tasarımını beğendiğimi belirtmeden geçmeyeyim. Yazarın ilk romanı, benim de okuduğum ilk kitabı olduğu için diğer eserleriyle herhangi bir karşılaştırma yapamam. Alegorik anlatımlardan hoşlandığım için de Ölü Kelebeklerin Dansı özellikle ilgimi çeken bir roman oldu. Roman ölümünden on altı gün sonra anılarını yazmaya başlayan, daha doğrusu yaşadığı günlerden anımsadıklarını yazmaya başlayan ama ölü olduğunu bir türlü kabul edemeyen Haldun'un hikayesini kendi ağzından anlatıyor. Böylece okur da Haldun'la birlikte bir ölüler dünyasına, bir yaşayanlar dünyasına gidip geliyor. Felsefi açılımları olan metnin arka planında denizin ayırdığı iki bölgede yaşayan insanların yaşam biçimlerinin farklılığı ortaya konuyor. Güneyde yaşayanlar yoksul, aç, sefil; Haldun'...

Okudum: Kelebeklerin Yazı

Resim
Kelebeklerin Yazı by Adriana Lisboa My rating: 3 of 5 stars 2003 yılında Jose Saramago ödülü alan bu roman iki kız kardeşten birinin yaşadığı ensestin hayatlarını nasıl şekillendirdiğini anlatan dramatik bir hikaye. Hikaye edilen olayın ağırlığı ve yaşamların dramatik dönüşümü okurda iz bırakıyor. Buna rağmen yazar cümlelerini gereğinden fazla uzatmaya, anlattığı sahneleri tekrarlamaya gereksinim duymuş. Bence bu da anlatımı zayıflatıyor. Romanların ve öykülerin içinde yer alan sanat eserlerinin kimi zaman hikayenin gelişimine eşlik etmesi, kimi zaman bir leit motif oluşturması ya da dikkatli okurun keşfedeceği göndermeler en çok hoşuma giden detaylardır. Örneğin Tabucchi'nin Ters Yüz Oyunu ve Leyla Erbil'in Cüce isimli romanının içinden bakan Velázquez'in Nedimeler tablosu; Jose Saramago'nun Körlük isimli romanının içine sakladığı Bruegel'in Körler tablosu ya da Hasan Ali Toptaş'ın Kuşlar Yasına Gider romanında dinlediğimiz türküler anlatıyı, duyguyu g...

2017'de Ne Okudum?

Resim
Bozkırkurdu, Herman Hesse Ahmaklık Üzerine, Robert Musil Üç Kadın, Robert Musil Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe Pessoa Pessoa'yı Anlatıyor, Fernando Pessoa Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa Akılsız Sokrates, Mehmet Fırat Pürselim Ters Yüz Oyunu, Antonio Tabucchi Yaşama Uğraşı, Cesare Pavese Ay ve Şenlik Ateşleri, Cesare Pavese Küçümseme, Alberto Moravia Yolun Gölgesi, Behçet Çelik Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, Italo Calvino Baudolino, Umberto Eco Eleştirel Okuma, Emin Özdemir Kelimeler Şehri, Alberto Manguel Okumalar Okuması, Alberto Manguel Zihinde Bir Dalga, Ursula K. Le Guin Gezgin, Kule ve Kitapkurdu, Alberto Manguel Kapalı Çarşı, Fuat Sevimay En Eski Yüz, Pelin Buzluk Madame Curie, Eve Curie Dalgın Dağlar, Gürsel Korat Madame Curie Saplantılı Deha, Barbara Goldsbith Sek Sek, Julio Cortazar Biz Hayır Diyoruz, Eduardo Galeano Görme Biçimleri, John Berge...

Hüseyin Kıran'la Söyleşi

Resim
Hüseyin Kıran, edebiyatımızın değerli yazarlarından biri. Eğer hala okumadıysanız Resul adlı romanını mutlaka okumanızı öneririm. Biz son kitabı Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor 'u ve diğer bazı şeyleri konuştuk.  İstanbul Telif Ofisi ve Gümüşlük Akademisi 2017 yılından itibaren yazar ve çevirmenler için bir “Edebiyat Bursu” projesi başlattı. Burs bu yıl Hüseyin Kıran’a armağan edildi. Hüseyin Kıran, 1965 yılında Amasya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. Üniversiteden politik nedenlerle ayrılmak zorunda kaldı. Yine aynı nedenlerle 10 yıl hapis yattı. İki kız çocuk babası. İstanbul’da yaşıyor. Madde Kara (şiir), Resul (roman), Gecedegiden (roman), Benim Adım Meleklerin Hizasına Yazılıdır (roman), Küstah (şiir), Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor (roman)  adlı kitapları yayınlandı. Kıran şu sıralar yeni novellası Yaşamak, Bir Çaba üzerine çalışıyor.

Jale Sancak ile Belki Yarın Üzerine

Resim
Jale Sancak ile 11 öyküden oluşan kitabı Belki Yarın ve yazmak, okumak, edebiyat üzerine keyifli bir söyleşi yaptık. 3 Aralık 1958 tarihinde İstanbul’da doğan Jale Sancak, 1984’ten beri tekstil sektöründe modelist ve tasarımcı olarak çalışıyor. 1985’te TRT İstanbul Radyosu’nda seslendirilen “Yitik Sesler” adlı oyunuyla yazarlık yaşamına adım attı. 1980’li yıllarda yazdığı şiirler dönemin sanat ve edebiyat dergilerinde basıldı. Radyofonik oyunları ise TRT radyoları tarafından yayınlandı. 1979 yılında yapılan bir film hikâyesi yarışmasında birincilik ödülü aldı. “Mırıl Mırıl Münevver” adlı öyküsü TRT tarafından televizyon filmi olarak çekildi ve gösterime sunuldu. TRT radyolarında 20 kadar oyunu yayınlandı. Özel TV ve radyolara tanıtım programları hazırladı. “Kasabanın İncisi” adlı televizyon dizisinin senaryo ekibi içinde yer aldı. 1998’de TRT’ye “Ateşi Çalmak” adlı televizyon programını hazırladı. Gene TRT’de yayınlanan “Ömrüm Ömrüm” adlı dizide metin yazarı ve danışman olarak ça...

Necip Mahfuz'dan Cebelavi Sokağı'nın Çocukları

Resim
Bu hafta Necip Mahfuz'un yayımlandığı yıllarda yasaklanmış olan romanı "Cebelavi Sokağı'nın Çocukları" nı konuşacağız. Allegorik roman türüne güzel bir örnek olan bu eser üzerine hepimizin söyleyeceği çok şey olacak. "Bizi hiçbir zaman görmeyen ve hiçbir zaman göremediğimiz bir büyükbabamız olması hüzün verici değil midir? Bizler pislik içinde yaşarken, onun kendini o konağa kapatması tuhaf değil midir? Bizi bu noktaya getirenin ne olduğunu merak ediyorsanız, işte size hikayelerimiz;......" Bekliyoruz :) 27 Aralık 2014 Cumartesi 14.00 Kozyatağı Kültür Merkezi C Salonu

Kasırganın Gözü - Necati Tosuner

Resim
Necati Tosuner yaklaşık 51 yıldır sakin bir çığlıkla okurlarıyla buluşuyor. Ne yazık ki okurların pek çoğu bunca uzun bir yazın hayatına rağmen henüz onun derinden gelen sesiyle tanışmış değil. Yazar 1944 yılında Ankara’da fakir bir semtte dünyaya gelmiş. Çocukluğunda salıncaktan düşerek yaralanması sonrasında uzun yıllar tedavi görmesine rağmen kamburluğu önlenememiş. On altı yaşında kambur olacağı kesinleştiğinde, bir delikanlı için yaşadığı bu büyük travmayı aşmak kolay olmamış.Yatakta, evde geçen uzun sürelerde oyalanması için babasının getirdiği kitaplar sayesinde önce iyi bir okur olmayı ve merak etmeyi öğrenmiş. Yazma yolculuğuna ise, ortaokulda bir öğretmeninin verdiği ödevle başlamış; Abidinpaşa’da helva satan bir adamın öyküsüymüş bu... Sürekli okumasına rağmen, kitabın bir yazanı olabileceğini ilk kez yazma dürtüsü hissettiğinde fark etmiş. Bir eşkıya romanı okurken kendisi de buna benzer bir roman yazmayı denemiş. 1963 yılında ilk öyküsü Resimli Posta gazetesinde y...

Günlüğüm - 39

Resim
KİTAP OKUMA GÜNÜMÜZ VAR, BEKLİYORUZ... Geçen yıl ilk kez bu atölyeye başladığımda çok heyecanlıydım. Gelen olur mu, olursa ben dilim tutulmadan konuşabilir miyim, kimseyi sıkmadan bu işin altından kalkabilir miyim, acaba kaç kişi gelir sorularıyla başladığımız etkinliğimiz keyifle 2 ay boyunca devam etti. Hepimiz memnun ayrıldık. Katılımcılar da ben de. Kendimi beğendiğimden falan değil de daha çok katılımcıların son hafta ayrılırken telefonumu, e-mail adresimi almaya çalışmalarından ve hatta okullar açılır açılmaz bazılarının arayıp "hadi, biz ne zaman başlıyoruz" demesinden cesaret alarak söylüyorum bunu. Neyse sonunda başlıyoruz. İki hafta bir Cumartesi günleri Kozyatağı Kültür Merkezi C Salonu'nda toplanacağız. Önceden okuyup geldiğimiz kitabımızı tartışacağız, kitap hakkındaki düşüncelerimizi, neden sevdiğimizi, neden sevmediğimizi, kitapla ve yazarla ilişkimizi tartışacağız. Roman kahramanlarını sevip sevmediğimizi, neden sevmediğimizi ya da neden sev...
Resim
Bu kitap Oran Pamuk’un Harvard Üniversitesi’nde verdiği  Norton Dersleri’nin toplamı. Kitapta bir roman okuru ve bir roman yazarı olarak okuma ve yazma süreçlerini kendi deneyimlerinden yola çıkarak bize aktarıyor. Schiller’in bir makalesine atıfta bulunarak ortaya koyduğu saf romancı ile, yazdıklarının genel hikayeye uyacağından emin olarak, başkalarının ne diyeceğine aldırmaksızın, eleştiriye, ölçüye, tekniğe, detaya takılmaksızın büyük bir doğal serbestlikle, kendine güvenle yazanları anlatıyor. Düşünceli romancı ise, akılla, hesapla, planla yazan, yazdıkları üzerinde sürekli düşünen, değiştiren, yazının kendine sunduğu olanakları zorlayan, yazdıklarının asla tam olmadığını düşünen yazar olarak karşımıza çıkıyor. Saf ve Düşünceli kelimeleri sadece yazarlar için değil (burada yazar olarak bahsedilenler, roman yazarları oluyor ve kitap boyunca Orhan Pamuk “romancı” kelimesini kullanıyor) aynı zamanda okurlar için de kullanılıyor.Öncelikle kendi roman okuma sürecini anlatan yaz...

Derviş ve Ölüm'den

Öldüğüm gün, taşınırken tabutum, Acı duyacağımı sanma bu dünyanın ardından, Ağlayarak; yazık oldu, diye konuşma, Kayıp dediğin, sütün kesilmesidir. Yok olmayacağım mezara konduğum vakit, Yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay? Ölüm sandığın şey, aslında doğuştur, Zindan gibi görünür mezar, oysa ruh özgürlüğe kavuşur. Hangi tohum büyümez ekilince toprağa? İnsan tohumundan şüphen mi var yoksa? Meşa SELİMOVİÇ - Çev: Mahmut Kıratlı