Kayıtlar

alıntı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Pek de Umurumda Değil Kapının Üzerinde Unuttuğum Anahtar

Resim
Evde unutkan olduğuma dair bir söylenti dolaşıyor. Oysa söyledikleri gibi unutkan olmadığıma eminim. Hatta şöyle bir varsayımım da var; bana unutkan diyenler, söylediklerini sandıkları şeyi akıllarından geçirip de söylemeyi unuttukları için, böyle asılsız bir söylenti yayıyorlar kulaktan kulağa. Evet, kesinlikle haklı olduğumu biliyorum. Üstelik benim için önemli olan hiçbir şeyi unutmuyorum.  Neden mi bu kadar önemli? Çünkü unutmaktan korkuyorum. “Unutmak; bir mezar kazmak, unutulması gerekenleri oraya gömmek ve üstüne işaret koymamaktır…” (1) İnsanın en büyük felaketi nedir, diye sorsalar “unutmak” derim. Ben o hastalıktan, unutma hastalığından bahsetmiyorum. Başka bir unutma benim kastettiğim. Unuta unuta yaşamın içinden sıyrılıp başa dönmek, hiçbir şey olmamış gibi yeniden aynı yolu yürümek. “Gelecek kimsenin umurunda olmayan, ilgisiz bir boşluktur, geçmiş ise yaşam doludur, kızdırır, başkaldırtır, yaralar, o kadar ki, bu yüzden onu yok etmek ya da yeniden yaratmak is...

"Yenmek ikna etmek demek değildir"

Resim
Gergedan Kitabevi'nde yaptığımız Dünya Edebiyatı okumalarında bu hafta Miguel de Unamuno'nun Sis adlı "nivolası" üzerine konuştuk. 20.yüzyılın ilk varoluşçu düşünürlerinden olan Unamuno'nun aşağıdaki konuşmasını paylaşmadan geçmek istemedim. "Şimdi benim burada ne söyleyeceğimi büyük bir merakla beklediğinizi biliyorum. Beni tanıyorsunuz, beni biliyorsunuz. Hepiniz, benim, susmadığımı ve susmayacağımı biliyorsunuz. Yetmiş üç yıllık ömrümde susmayı, suskun kalmayı bir türlü öğrenemedim. Ve bugün de öğrenmek istemiyorum suskun ve sessiz kalmayı. Bazı durumlar vardır ki, orada susmak, yalan söylemektir. Zira sükût, ikrar olarak yorumlanabilir. Bugüne kadar içimde daima birbiri ile tutarlı bir uyum içinde yaşayagelen sözüm ile vicdanım arasında bir boşanmaya asla izin veremem. Kısa konuşacağım. Süslemesiz ve dolambaçlı cümleler olmaksızın dile geldiğinde gerçek, daha bir gerçektir. Bu çerçevede, biraz önce dinlediğimiz ve şu an aramızda bulunan Genaral Mil...

Beyaz Pantolonlu Yaşlı Adamın İntiharı

Resim
Atölyelerde okuduğumuz kitaplar arasından seçtiğim bir kaçından bahsedebilirdim ya da kardan, kıştan ya da İstanbul’un saklı köşelerinin izini sürebilirdik kitaplarda,  belki de gelip geçecek 2016 hakkında bir şeyler yazabilirdim. Ama “ölüm” girdi araya. Ne söylenecek söz kaldı, ne sözü edilecek herhangi bir şey. Tuzla buz oldu yaşamlarımız, keder gözbebeklerimize yerleşti. En kötüsü de birbirimizin yüzüne bakamaz olduk, hepimiz biraz suçluyduk çünkü. Yüreğimiz dağlandı, çalınmış hayatların yasını tutmaya başladık. Öpe koklaya büyüttüğünüz evladı, kokusuna doyamadığınız babayı kaybetmenin tesellisi olabilir mi? Zaman ne kadarını küllendirir bu acıların? "Karşılıklı oturdukları koltuklara acılı suskunluk çökmüştü. Kuru gözleri önünde bir noktaya dikilmiş, kımıltısız, öylece duruyordu Hanife Hanım. İçin için kanayan bir yaraya güçlükle dayanıyor gibi konuşmuyordu hiç. Arada bir, öne, arkaya sallanıyordu belli belirsiz. Ne diyecekti Muhsin şimdi?" (Vedat Türkali, Yalancı Tanı...
“Zalim kişiyi ölüme yaklaştıran şey, ettiği zulümdür. Çünkü zulüm korkusudur, zayıfa güç vererek onu gösterişli bir nesneye, parlayan bir hançere dönüştürür.” —Faruk Duman / İncir Tarihi

Ken Loach'tan...

"... Gördüğün şey mini minnacık bir şeydir aslında, ama onun vasıtasıyla büyük resmi bilirsin. Aradığın şey bu işte, küçücük bir hikaye, ilişki ya da durum bulmak. Eğer bunu hakkıyla anlatabilirsen büyük resme dair de bir şey söylemiş olursun, üstelik adını dahi anmadan. Oradan o anlamı çıkarırsın, işte aradığın da böyle hikayelerdir." *BİR+BİR : Mayıs 2013

Öyküsü Olmak, Öykü Yazmak

Hayatta herkesin anlatacak bir öyküsü vardır kuşkusuz, ama yazılı bir metin olarak ortaya çıkarılmak istenen öyküde asıl önemli olan, öyküyü işleten tekniktir. Anlatacak esaslı bir şeyinizin olması önemlidir elbet, ama sizi yazar yapan şey bir tekniğinizin olmasıdır. Hiçlikten bile öykü, metin, anlatı yapan şey budur. Kurmanın, çatmanın, anlatmanın, söylemenin, göstermenin becerisi. Ne anlatacağını bilmek kadar, nasıl anlatacağın üzerine düşünmek insanı öykücü, yazar yapar. -Murathan Mungan, Kağıt Gemiler (NOTOS 30)

Marifet

Resim
Bir gün hamamda, dostlardan biri bana güzel kokulu bir kil parçası verdi. (eski zamanlarda hamamda vücudu kirden arındırmak için bir tür toprak olan kil kullanılırmış.) Kile sordum: -          A mübarek sen misk misin, amber misin? Senin güzel kokunla mest oldum. Kil bana şöyle cevap verdi: -          Ben basbayağı bir kil idim lakin bir zaman gül ile arkadaş oldum. Gül ile yaptığım o arkadaşlık tesir etti, onun güzel kokusu bana sindi. Yoksa ben bildiğin toprak parçasından başka bir şey değilim. ŞEYH SADİ ŞİRAZİ - GÜLİSTAN

Derviş ve Ölüm'den

Öldüğüm gün, taşınırken tabutum, Acı duyacağımı sanma bu dünyanın ardından, Ağlayarak; yazık oldu, diye konuşma, Kayıp dediğin, sütün kesilmesidir. Yok olmayacağım mezara konduğum vakit, Yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay? Ölüm sandığın şey, aslında doğuştur, Zindan gibi görünür mezar, oysa ruh özgürlüğe kavuşur. Hangi tohum büyümez ekilince toprağa? İnsan tohumundan şüphen mi var yoksa? Meşa SELİMOVİÇ - Çev: Mahmut Kıratlı