Ana içeriğe atla

Yayınlar

Yayındaydık :)

Bir önceki yazının üzerinden bir hafta bile geçmeden bir yazı daha koyabilmek benim için büyük bir sürpriz. Ama bu kez yazmayacağım, konuşacağım. Geçtiğimiz salı günü (12.Ocak.2021) Cem TV'de Murat Bulut'un "Kitapsız Dönmesin Dünya" isimli programına Edebiyatist Dergisi ve Edebiyatist Yayınevi adına Fatih Ayan ve bendeniz konuk olduk. Aslında Edebiyat Dergileri ve Yarışmalar başlığıyla ilan edilen program daha çok dergiler ve okuma kültürü konuları çevresinde konuşulan bir yayına dönüştü. Keşke böyle programlar daha artsa ana akım televizyon kanallarında ve izlenebilir saatlerde yayınlansa. Okumak ve yazmak üzerine, kitaplar, yazarlar , nasıl yazdıkları, neler yazdıkları üzerine bol bol konuşsak. Renkli simalarla sohbet etsek. Ama olmuyor işte... Oysa programın sonunda da söylediğim gibi, okumak hepimize iyi gelir :) İzlemek isteyenler için aşağıya bırakıyorum videoyu... Bu arada bu ay Edebiyatist Dergisi almanızı öneririm. İçinde benim yazım yok ama çok değerli yazar
Son yayınlar

Nasıl Geri Dönüleceğini Bilmiyorsan Sakın Kaybolma

Başlık Salman Rusdie'nin Geceyarısı Çocukları romanından alınmış bir cümle. Geçtiğimiz ay, yani 2020 yılını bitirmeden hemen önce Hint asıllı yazarların edebiyatlarını okuduk Gergedan Kitabevi'ndeki atölyede ve atölyenin de başlığı aynı cümleydi. Seçtiğim eserlerin ortak özelliği sömürge sonrası toplumsal travmalar üzerinden yazılmış romanlar olmasıydı. Hangi romanlar mı? Geceyarısı Çocukları, Salman Rusdie Küçük Şeylerin Tanrısı, Arundhati Roy Taklitçiler, V.S. Naipaul Kaybın Türküsü, Kiran Desai Elbette her bir roman yakın tarihe dair bir fon içeriyor; Hindistan'ın bölünmesi, Pakistan'ın kuruluşu, Keşmir sorunu hakkında belki de farkında olmadığınız gerçeklerle karşılaşıyorsunuz. Hindistan mitolojisi hikȃyeler boyunca peşinizi bırakmıyor. Kendi adıma her zaman edebiyatın, hikȃye okumaktan ve anlatmaktan çok daha fazlası olduğunu düşünür ve söylerim. Okuduğumuz hikȃyeler sadece bu kadarla yetinmiyor, sömürge sonrası topluma ve bireye dair çok daha fazlasını anlatıyord

Bir Söyleşiden Notlar

Koca bir yaz mevsimi anlamadan geçip gitti. Sonbahar geldi hatta Ekim'in ikinci günündeyiz. Zaman dediğimiz şey hızla uçup gidiyor ellerimizden. Tüm yazıp çizmelerimiz, sosyal medya görünürlüklerimiz, tbt'lerimiz de bir noktada zamanı yakalama ve o ȃna nakşolma çabası değil mi? Buradaydım, ben de vardım diyoruz birbirimize. Kaybettiğimiz zamanları (Ahhh! Sevgili Proust) geri alamasak da o zamanı yaşamış olduğumuzu kendimize bile ispatlama çabası içindeyiz. Üstelik içinde debelendiğimiz pandemi dönemi her birimizde farkında olduğumuz ya da olmadığımız bir varoluş kaygısı da yarattı kanımca. İşte bu ne zaman biteceğini bilemediğimiz ve içinde kaybolduğumuz dönemde hepimiz hem birbirimiz hem de kendimiz için bir şeyler yapmaya çalıştık.  Aşağıda göreceğiniz video da sevgili Dileda Arslan'ın davetiyle gerçekleştirdiğimiz bir söyleşi. Ben pek keyif aldım hem sorulardan hem de anlatmaktan. Yayınlanalı bir aydan fazla oldu belki izlemek istersiniz diye aşağıya da bırakıyorum. Türk

Ne Değişecek?

Resim Tumisu tarafından Pixabay 'a yüklendi Gönüllü karantina altında bir aya yaklaşıyoruz. Sinirlerimiz gergin, bazı geceler uyuma güçlüğü çekiyoruz, evin içinde birbirimize sabretmek giderek güçleşiyor, bazen yapabileceğimiz hiçbir şey kalmamış gibi geliyor, odaklanmakta güçlük çekiyoruz, yakınlarımız için endişeleniyoruz, çocuklarımız için endişeleniyoruz, salgını ciddiye almayan ve kurallara uymayanlara kızıyoruz. Her akşam devlet tarafından açıklanacak salgın bilançosunu bekliyoruz. Açıklanan sayıların içinde olmadığımız için şükrediyor, ertesi gün yine bekliyoruz. Tek tesellimiz tüm dünya ile aynı kaderi paylaşıyor olmak; tek umudumuz hep birlikte kurtulmak. Biliyoruz ki birlikte başaramazsak başarmış olmayacağız. Herkes çok şey değişecek, dünya artık eskisi gibi olmayacak, diyor. Peki bu uzun süreçte ne öğreniyoruz? Yaşadıklarımız hayatımızda neyi değiştirecek? Doğrusu bu değişimin nasıl olacağını, nelerden vazgeçeceğimizi ya da neleri öğrenmiş olarak yola devam

Dünyayı ve Kendi Hikâyemizi Okumak

Okumak, kendi başımıza ve yalnızca kendimiz için yaptığımız kimi zaman en bencil kimi zaman en yalnız kimi zaman en karanlık eylemlerden biridir. Okumaya başlarken yazarın bizi aldatacağını bilerek, gönüllü olarak rıza gösteririz. Her kitapla farkında olmadan biraz değişiriz ve bir kitap da onu her okuyuşumuzda değişir. Ne demiş Herakleitos: «Asla iki kere aynı kitabı okumazsınız.»   İnsan varoluşunu anlamlandırmak için önce kelimeleri sonra da hikâyeleri yaratmış. Mağara resimlerinden beridir de kendi hikâyesini anlatıp durmakta. Anlatılan her hikâye, altında başka hikâyelerin de olduğunu söyler bize. Böylece anlatılan ya da yazılan hiçbir hikâye son değildir ki okumamız da böylece sonu olmayan bir hal alır. Kısaca okuma yolculuğunun kahramanı olan siz ve bendeniz okurun sonsuz yolculuğudur bu. Başkalarının deneyimleriyle, hayalleriyle, yazarların uydurdukları hikâyelerle döşenen ve okura haz veren bu yolun ucu insanlığın belleğine uzanır. Alberto Manguel diyor ki: “Var olduğ

Çirkinlikten Bilgeliğe

Gergedan Kitabevi'nde 2 Aralık'ta başlayan edebiyat atölyemiz bu hafta başında iki haftalık bir tatile girdi. Hem dinleneceğiz hem de önümüzdeki dönemde okuyacağımız kitapları acele etmeden okuyacağız. Geçtiğimiz yedi hafta boyunca Avrupa Edebiyatının pek bilinmeyen sularında dolaştık. Gergedan Atölye'de her dönem için, okuyacağımız kitapların birinden hepsine yakışacak bir isim bulmaya çalışırım. Biraz kitapların genel karakterini, biraz dönemi, biraz yazarın ruh halini anlatan bir cümle olmasına dikkat ederim. Geçen dönemin ismini ilk kitabımız Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği 'nden almıştım: Dünya Öyle Çirkindi ki  Okuduğumuz kitaplara da şöyle bir göz atmak ister misiniz? Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Milan Kundera Kundera, tüm eserlerinde olduğu gibi bu en bilinen romanında da karşıtlıklardan yola çıkarak bir aşk hikayesi ekseninde hayatı sorguluyor. Diğer yandan yazarın sesini duyduğumuz bölümler var ki bu satırlarda da yazın, edebiyat ve hayat üzerin

2019, İçimdeki Çocuğun Okudukları

Resim Mystic Art Design tarafından Pixabay 'a yüklendi Yeni yılın ilk pazar gününü çocuk kitaplarına ayırmak istediğimi yazmıştım geçen hafta, verdiğim sözü tutuyorum. İki hafta arka arkaya yazabilmek kendi adıma büyük bir gelişme. Bu yıl bloga daha çok yazı yazacağımın, daha çok buluşacağımızın habercisi olabilir mi acaba? Gerçi Aslı Kotaman K24'te yazdığı son yazısında "Yepyeni bir başlangıç yaptığımızı düşünürken akşam yemeğinde dünden kalanları yediğimiz gün; 1 Ocak 2020" demiş ama yine de bazı değişimler olacaktır diye umuyorum. Gelelim geçtiğimiz yılın çocuk kitaplarına... Öncelikle çocuk kitapları konusundaki tercihimi hemen belirteyim: Mesaj verme, bir şey öğretme, çocuğun ruhsal ve zihinsel gelişimini şekillendirme kaygısı olmayan kitaplar okumayı ve önermeyi yeğliyorum. Bu yazıyı okuyan bir ebeveyn olarak size de aynı şeyi öneririm. Bırakın çocuklar çağdaşlarını, komik ve eğlenceli bulduklarını, merak ettiklerini okusunlar. Eğer şimdi okumazlarsa