Kayıtlar

edebiyat yazıları etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gecenin Bir Vakti

Resim
Gecenin bir vakti, çarşamba henüz perşembeye dönmüşken bilgisayarın başında ne yapıyorum. Aslına bakacak olursanız çamaşır makinesinde dönüp duran çamaşırların yıkanmasını bekliyorum. Bir yandan da bu süreyi değerlendirip bu sayfaya yeni bir yazı eklemeye çalışıyorum. Aklımda ne yazacağıma ne söyleyeceğime dair herhangi bir fikir olmadığından kirli çamaşırların yıkanması meselesiyle başladım konuya. Eh bunu söylediğime göre yazıya konu olacak bir şeylerden bahsetmek, sadede gelmek zamanıdır. Son okuduğum, son aldığım kitaplardan bahsetmeye ne dersiniz? Yoğun bir atölye programım olduğundan bu sıralar okuduklarımın bazılarını yeniden okuyorum. Bu kimi zaman gerçek bir okuma kimi zaman ise hızlıca bir gözden geçirme oluyor. Sondan başlayıp geri gidelim. Bugünkü atölyede Jose Saramago'nun ölmeden önce yazdığı ve ölümünden sonra yayımlanan son romanı Kabil'i konuştuk. Okuyanlar bilir ki son derece kışkırtıcı bir romandır. Bize Kabil ile Habil'in hikayesini yaratılış mitinden ba...

Zamanı ve Hikâyeleri Parçalayan Kalem

Resim
Büyülü gerçekçilik denince akla gelen ilk birkaç isimden biridir Carlos Fuentes, bu dünyadan geçip giderken ardında onlarca eser ve çok konuşulan bir hayat hikayesi bırakmıştır. Meksika’nın en üretken yazarlarından birinin büyülü edebiyatından bahsedeceğim bu kez. Kendini “premodern/ modern öncesi” olarak tanımlayan Fuentes, yaşamı boyunca farklı eserler kaleme alırken kâğıt ve kalemi tercih edenlerdendi. Toplum, tarih ve kimlik öncelikli meseleler olarak yapıtlarında öne çıktı. 1967’de başladığı Latin Amerika biyografileri dizisini hiçbir zaman tamamlayamadı. Sinema tutkunları 1989’da Yaşlı Gringo ismiyle filme uyarlanan Gringo Viejo başta olmak üzere Pedro Páramo,  El gallo de oro, Los caifanes filmlerinin senarist listesinde Gabriel Garcia Marquez, Juan Rulfo ve Juan Ibenez ile isminin birlikte yazıldığını anımsayacaklardır. Babasının diplomat olması nedeniyle Panama’da dünyaya geldi, çocukluğu boyunca Amerika kıtasının farklı yerlerinde eğitim gördü. Genç bir adam olarak ülkesi...

Şu Bizim Shakespeare

Resim
  Başlık Shakespeare’in Macbeth piyesinin ünlü repliğinden… Onu ne kadar tanıyorsunuz bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim ki isminin hissettirdiği kadar ağır, uzak biri değil. Atölyelerde okudukça, anlattıkça eğlenceli ve sürprizi seven bir yazar olduğunu keşfetmek hepimiz için keyifli olmuştu. Uzun yazdığım konusundaki uyarılara rağmen yine çok çok yazacağımı biliyor ve daha ilk satırlarda nasıl kısaltacağımı düşünüyorum. Biraz eskiye dönerek başlayalım… Önce Antik Yunan’da ortaya çıkan sonra Antik Roma’da devam eden ancak Avrupa’ya yayılan Hristiyanlıkla bin yıllık bir suskunluğa bürünen tiyatro geleneği, Orta Çağ’ın sonunda bazı din adamlarının Tevrat ve İncil’deki önemli konuların sözsüz biçimde canlandırılarak halka etki edilmesi fikrini ortaya atmasıyla canlanır gibi oldu. Ancak bu temsillerin tiyatro olduğu düşünülemez. Rönesans’ın başlamasıyla tiyatronun ilk ürünleri de İtalya'da görüldü ama en önemli eserlerini Rönesans'ı geç yaşayan İngiltere gibi ülkeler verdi. B...

Duvar Kağıdının Altında*

Resim
Kadınlarla erkeklerin hayat hikâyeleri birbirinden farklıdır. Günlük yaşamları, sosyalleşme süreçleri, kendilerini var etme biçimleri birbirine benzemez. Yine de bu farklılık iki cinsin birbirini dışlama, ötekileştirme, diğerine üstün olma çabasını haklı çıkarmaz. Ancak dünyanın süregiden eril düzeninde var olma ve benliğini oluşturma mücadelesi veren kadının çabası hiç kolay olmadığı gibi çoğu zaman da erkekler tarafından engellenir. Kadın ve erkek kelimeleri dünya üzerinde yaşayan insan cinslerinin tanımından farklı anlamlarla yüklüdür. En başta Adem’in kaburga kemiğinden olma meselesiyle, Adem’in biçimlendirdiği bir dünyada onun belirlediği sınırlar içinde yaşamaya mecbur bırakılmış biridir kadın. Ne yazık ki tüm çabasına, arzusuna karşın henüz çemberi kırabilmiş, sınırı aşabilmiş, duvarlarını parçalayıp atabilmiş değil. Dünyanın bilinen tarihinin öznesi erkektir. Bu tarihi yapan da yazan da erkeklerdir; kayda geçirilmiş olan tarih onları yazanların seçimlerine göre biçimlenmiş ve i...

Hangi Şehir Hangi Hikaye

Resim
Farsçadan alıp kullandığımız bir kelime şehir, eş anlamlısı “kent”. Nedense günlük kullanımda tercihimiz ilkinden yana. Sözlükleri karıştıracak olursanız “insanların toplu olarak yaşadığı yerleşim yerlerinden biri; idari ve mülki bakımdan köy ve kasabadan sonra en büyük olanı; tarım alanı olmayan kalabalık yerleşim birimi,” benzeri tanımlara rastlarsınız. Ama şehir aslında bu tanımların ötesinde şeyler ifade eder. Şehir uygarlıktır, ruhtur, aidiyettir, kimliktir. Özellikle batı dillerinde uygarlık anlamına gelen sözcüklerle akrabalığı vardır. Örneğin Yunanca'da "polis", Fransızca'da "cite", İtalyanca'da "citta", Almanca'da "stad", Latince'de yurttaşlık anlamındaki "urbs" ve "civitas" sözcükleriyle tanımlanır. Hatta Arapça'da "medine" sözcüğüyle. Bir şehre ilk kez gidiyorsanız kapıları, surları, kaleleri, sarayları vardır sizi bekleyen. Koca levhalarda, küçük broşürlerde kimlerin, ne zaman geli...

“Yalnızlık Dünyayı Doldurmuş.”

Resim
İstanbul deyince zihnimize pek çok imge üşüşür ki Adalar da bunların içinde en mavisi, en yosun kokulusu ve en çok hikâye yüklü olanıdır. Prens Adaları’nın en büyük üçüncüsü Burgaz, Heybeli ile Kınalı’nın arasında, bize Hişt! Hişt! diye seslenen Sait Faik’in evi ve adasıdır.  Yalnız Burgaz değil İstanbul da bir kent olarak yazarın ömrünü geçirip içinde adım adım dolandığı, özlediği, yaşadığı ve yazdığı şehirdir. Kentsel özelliklerinin yanında tarihi, doğası ve insanıyla nefes alıp veren vazgeçilmez bir dost hatta bazen sevgili olur çıkar. Eserlerinde izlenimlerinden, tanıklıklarından, deneyimlerinden, anılarından yararlanmıştır. Bugünkü kadarını tahmin edebilir miydi emin değilim ama o kentin kalabalığını sever çünkü İstanbul içinde insan olmazsa cansız bir varlıktan, güzel ama ölü manzaradan başka bir şey değildir. Sait Faik’in hayatı da eserleri üzerinden okunabilir; öykülerindeki kişilerde, mekânlarda, kentlerde, olaylarda her zaman geçmişinden izler bulmak mümkündür.  İlk...

Aldatan Kadınlar ve Yazan Erkekler

Resim
Dünyaya geldiğimiz andan itibaren farklılıklarımızın bilinciyle büyüyor, kendimizi böyle tanımlıyoruz. Ait olduğumuz yeri belirleyen inançlarımız, yaptıklarımız, seçimlerimiz, yaşadığımız toprakların da ötesinde hatta bütün bunlardan daha önemli olarak kadın ya da erkek oluşumuz. Cinsiyet denen bu olgu toplumdaki yerimizi, değerimizi, bize biçilen rolleri, bizden beklentileri biçimlendiriyor. Günlük yaşamdaki tanımlarımızda bile cinsiyetçi ifadeler kullanmıyor muyuz? Gebe olduğunu bildiğiniz arkadaşına ilk sorduğumuz soru ne? Bu sorular ve elbette bildiğimiz yanıtlar uzayıp gider.  İnsanlık toplu yaşama alışkanlığını kazandığından beri, kutsal metinlerin de büyük desteğiyle cinsiyetlere ait roller belirlenmiş ve biçimlenmiş. Kadının ve erkeğin ne yapması, nasıl yaşaması gerektiği kendisine büyük bir başarıyla belletilmiş. Bunun sonucunda kadın, erkeğe göre ve onun bakış açısıyla tanımlanmış. Birey ve özne olmaktan uzak, kendisine dayatılan rolleri benimsemiş. Bu kültürel k...