Yaz Kitapları Mı Dediniz?





Okumanın mevsimi olmaz elbette ama adet olduğu üzere bir yaz kitapları listesi hazırladım. 
Haydarpaşa'da Kadıköy Kitap Günleri başlamışken bu listeye de bir göz atıp öyle gitmek istersiniz belki gara.


İşte önerilerim

Kapalıçarşı, Fuat Sevimay

Yolun Gölgesi, Behçet Çelik

En Eski Yüz, Pelin Buzluk

Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş

Çok Özel İsimler Sözlüğü, Müge İplikçi

Mektupların Romanı, Mihail Şişkin

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, Stefan Zweig

Tuhaf Kütüphane, Haruki Murakami

Hayır, Eduardo Galeano

Joyce'un Kızı, Annabel Abbs



Çocukları da unutmadım, birkaç kitap önerisi de onlara

Jules Verne'in kitaplarından biri...

Haritada Kaybolmak, 



Güzel bir yaz ve keyifli okumalar dilerim ;)



Hangi Kitapları Okuduk

2013 yılından beri süren Kozyatağı Kültür Merkezi'ndeki okuma atölyemize yeni başlayanlar, duyup da gelemeyenler, merak edenler hep aynı soruyu soruyor: 

Bu güne kadar hangi kitapları okudunuz?

İşte, okuduklarımızın listesi... Çok okumuşuz, çok konuşmuşuz... 

Yaşasın kitap, yaşasın edebiyat :)




KİTAP ADI YAZAR ADI 
Üç Yirmi Dört Saat Peride Celal
Semerkant Amin Maalouf
Amerika  Franz Kafka
Kuyucaklı Yusuf Sabahattin Ali
Sırça Fanus Sylvia Plath
Bir Düğün Gecesi Adalet Ağaoğlu
Katip Bartleby Herman Melwill
Cebelavi Sokağı Çocukları Necip Mahfuz
Kasırgnın Gözü Necati Tosuner
Tante Rosa Sevgi Soysal
Germinal Emile Zola
Kırmızı Pazartesi Gabriel Garcia Marquez
Çocukluğun Soğuk Geceleri Tezer Özlü
Deniz Feneri Virginia Woolf
Asi… Asi Ayla Kutlu
Saatleri Ayarlama Enstitüsü Ahmet Hamdi Tanpınar
Çanlar Kimin İçin Çalıyor Ernest Hemingway
Anna Kareninna Lev Tolstoy
İnsancıklar Fyodor Dostoyevski
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm Zülfü Livaneli
Fırtına Takvimi Jale Sancak
Emanetimdeki Hayatlar Mehmet Fırat Pürselim
Anarşık Fuat Sevimay
Cüce Leyla Erbil
Yıldız Karayel Rıfat Ilgaz
Aylak Adam Yusuf Atılgan
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş Jose Saramago
Kürk Mantolu Madonna Sabahattin Ali
Dönüşüm  Franz Kafka
Yabancı Albert Albert Camus
Puslu Kıtalar Atlası İhsan Oktay Anar
Satranç  Stefan Zweig
Kör Baykuş Sadık Hidayet
Kara Kitap Orhan Pamuk
Heba Hasan Ali Toptaş
Mecnun Kelebekler  Sibek K. Türker
Çavdar Tarlasında Çocuklar J.D. Salinger
Sevgili Arsız Ölüm Latife Tekin
Boncuk Oyunu Herman Hesse
Sinek Isırıklarının Müellifi Barış Bıçakcı
İki Şehrin Hikayesi Charles Dickens
Bülbülü Öldürmek Harper Lee
Ölü Erkek Kuşlar İnci Aral
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu Italo Calvino
Uğultulu Tepeler  Emily Bronte
Kabuk Adam Aslı Erdoğan
Baragan'ın Dikenleri Panait Istrati
Benim Hüzünlü Orospularım Gabriel Garcia Marquez
Babalar ve Oğullar Ivan Turgenyev
Unutkan Ayna Gürsel Korat
Gözyaşı Konağı Şebnem İşigüzel
İsabel İçin Bir Mandala Antonio Tabucchi
Siddartha Herman Hesse
Tutunamayanlar  Oğuz Atay

Hüseyin Kıran'la Söyleşi

Hüseyin Kıran, edebiyatımızın değerli yazarlarından biri. Eğer hala okumadıysanız Resul adlı romanını mutlaka okumanızı öneririm. Biz son kitabı Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor'u ve diğer bazı şeyleri konuştuk. 

İstanbul Telif Ofisi ve Gümüşlük Akademisi 2017 yılından itibaren yazar ve çevirmenler için bir “Edebiyat Bursu” projesi başlattı. Burs bu yıl Hüseyin Kıran’a armağan edildi.

Hüseyin Kıran, 1965 yılında Amasya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. Üniversiteden politik nedenlerle ayrılmak zorunda kaldı. Yine aynı nedenlerle 10 yıl hapis yattı. İki kız çocuk babası. İstanbul’da yaşıyor. Madde Kara (şiir), Resul (roman), Gecedegiden (roman), Benim Adım Meleklerin Hizasına Yazılıdır (roman), Küstah (şiir), Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor (roman)  adlı kitapları yayınlandı. Kıran şu sıralar yeni novellası Yaşamak, Bir Çaba üzerine çalışıyor.

Çocuk Öyküleri Yazmak İsteyen Var mı?



Öncelikle yazmak büyük bir emek ve özveri isteyen bir süreçtir. Zaman ayırmak, nitelikli düşünmek, hayal etmek, kâğıda dökmek ve sonunda basılması için umutla beklemek gerekir. Ne olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun yine de yazmak istiyor ve yazmaktan keyif alıyorsanız, iyi yazdığınızı düşündüğünüz bir cümleden sonra kendinizi mutlu hissediyorsanız doğru yoldasınız.
Yazmak böylesine zorlu bir süreçken bir de çocuk kitabı yazmanın çok daha sabır, emek, özen istediğini unutmamak gerekir. Birlikte olacağımız süre boyunca çocuk masalları ve öyküleri üzerine düşüneceğiz, konuşacağız, yazacağız...

Bekliyoruz :)

O Güzel Gözlerinden Öperim Çocuk


 Buruk bayramlardan biri daha gelip geçiyor. Çocuklara armağan edilen bu gün aslında ulusal egemenliğimizi de kutladığımızın farkında mıyız acaba, diye düşünüyorum. Sadece çocuk bayramı olmadığının aynı zamanda bir ulusun kaderini eline alışının yıldönümü olduğunu kaç kişi biliyor. Sanırım yirmi üç milyon yedi yüz bin civarında...  Neyse,,,

Sadece kendi bayramlarımı değil, kardeşimin, kuzenlerimin, yeğenlerimin ve son yıllarda çocuğumun bayramlarını da gördüm. Yok, öyle nerede o eski bayramlar falan diyecek halim yok. Bizim bayramlarımız da pek güzel kutlanmazdı. Sınıflarımızı süslerdik, şiirler ezberleyip okurduk, bando marşlar falan çalardı. Önce müdür sonra bir öğretmen çıkar günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapardı. Bazen güneşin altında, bazen soğukta, bazen çiseleyen yağmurda şemsiyelerin gölgesinde ayakta dikilirdik. Tam gününde kutlanırdı “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”. Hafta sonuna bile rastlasa kara önlüklerimizi giyerek okula gelmek, töreni izlemek zorundaydık. Gelmeyenler işaretlenirdi. Bir kutlama gibi değildi yani. Okulun kapısından çıktıktan sonra kimse hatırlamazdı Çocuk Bayramı olduğunu… Sonra Türkiye’de değişim rüzgârı esmeye başladı, paramızla birlikte insanımız da “konvertıbıl” oldu. Dışa açıldık, 23 Nisan’ımızı Dünya’ya armağan etmek istedik henüz kendi çocuklarımıza bayramı hissettirememişken. Dünya pek de umursamadı, sadece çocuklarını gönderdi; eğlenmeye, eğlendirmeye. Biz de TRT’den dünya çocuklarını izleyip hesap yaptık, hangi ülke geldi, hangisi gelmedi, diye.

Bugün çok daha keyifle kutluyor çocuklar kendi bayramlarını. Tüm belediyeler, alışveriş merkezleri etkinlikler düzenliyor. Okullarda çocuklar kendileri hazırlıyor gösterilerini, forma değil, rengârenk, cıvıl cıvıl istedikleri gibi giyiniyorlar. Bugün oğlumun okuduğu okuldaki kutlamaları izledim. Çocuklar ritim gösterisi yaptılar, İngilizce ve Türkçe şarkılar söylediler, dans ettiler. Bütün okulda bangır bangır müzik çalıyordu, bahçe kurdeleler ve balonlarla süslenmişti. Öğretmenler ve veliler kendilerine ayrılan alanda izlediler gösterileri; kimse konuşmadı, kimse ağlak şiirler okumadı, kimse günün anlam ve önemini belirtmedi… Biliyordu zaten çocuklar, emanetin onlarda olduğunu hissediyorlar, bunu coşkuyla karşılıyorlardı. Kendilerine güvenen o büyük adamı seviyorlardı. Her anne gibi ben de oğlumun yer aldığı gösterileri kayıt etmeye çalışırken sürekli kadraja giren üç yaşlarındaki yeşil kareli gömlekli, kahkaha atan çocuk çeldi aklımı. Veliler görüntüyü bozmaya çalıştığı için onu geri çektikçe, bunu bir oyun gibi algılıyor ve gösterideki ablasının karşısına geçip onun gibi dans etmeye çalışıyordu kahkahalarla. Kim kızabilirdi ki ona, çocuktu, onun bayramıydı… Bir çocuğun coşkusu nasıl yasaklanabilirdi ki? Zaten kutlamak istemeyen kutlamıyor, bahane çok...

Gülmeyi unutan çocuklar geldi aklıma, bayram nedir hiç bilmeyen çocuklar. Kimileri çıplak ayaklarıyla yollarda karşımıza çıkar; cezaevlerinde büyüyenlerin farkında bile değiliz; sakatlıkları yüzünden evden çıkamayanları da görmüyor gözümüz. Liste uzun; şiddet görenler, taciz edilenler ve savaşın çocukları… Bugün birkaçının gözlerinde küçücük bir ışık görmek için çantama küçük oyuncaklar ve şekerler koydum; paçama yapışan çıplak ayaklı çocuklara vereceğim onları. Gülmeyi unuttuğunu hissettiğim bir çocuğa gülümseyeceğim, eğer izin verirse öpeceğim yanaklarından, çantamdan payına düşeni verip kutlayacağım onu.

“O güzel gözlerinden öperim çocuk, bayramın kutlu olsun!”