Jale Sancak ile Belki Yarın Üzerine

Jale Sancak ile 11 öyküden oluşan kitabı Belki Yarın ve yazmak, okumak, edebiyat üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.

3 Aralık 1958 tarihinde İstanbul’da doğan Jale Sancak, 1984’ten beri tekstil sektöründe modelist ve tasarımcı olarak çalışıyor.
1985’te TRT İstanbul Radyosu’nda seslendirilen “Yitik Sesler” adlı oyunuyla yazarlık yaşamına adım attı. 1980’li yıllarda yazdığı şiirler dönemin sanat ve edebiyat dergilerinde basıldı. Radyofonik oyunları ise TRT radyoları tarafından yayınlandı. 1979 yılında yapılan bir film hikâyesi yarışmasında birincilik ödülü aldı. “Mırıl Mırıl Münevver” adlı öyküsü TRT tarafından televizyon filmi olarak çekildi ve gösterime sunuldu. TRT radyolarında 20 kadar oyunu yayınlandı. Özel TV ve radyolara tanıtım programları hazırladı. “Kasabanın İncisi” adlı televizyon dizisinin senaryo ekibi içinde yer aldı.

1998’de TRT’ye “Ateşi Çalmak” adlı televizyon programını hazırladı. Gene TRT’de yayınlanan “Ömrüm Ömrüm” adlı dizide metin yazarı ve danışman olarak çalıştı. İlk öykü kitabı Bu Gece Pera’da 1989’da yayımlandı. 2001’de ve 2005’te Açık Radyo’da hazırlayıp sunduğu “Kenti Dinlemek” ve “Yaşamdan Sahneye” programları kitaplaştırıldı.

2001’de “Bıçkın Melek ve Küçük, Önemsiz Bir Kayboluş” adlı öyküsüyle Haldun Taner Öykü Ödülü ikinciliğini aldı. “Bu Gece Pera’da” adlı öyküsü Finceye çevrildi. Öykülerinden bir derlemeSeçilmiş Öyküler adıyla Bulgaristan’da, Tanrı Kent ve Yitik Şarkılar ise Almanya’da yayımlandı. Almanya’da gerçekleştirilen bir dizi edebiyat etkinliğine konuk olarak katıldı.

19 Mayıs Kültür Merkezi, Aralık Derneği, Basad ve Turkcell Akademi’de yaratıcı yazarlık eğitimi verdi, edebiyat atölyeleri düzenledi. Şu anda İstanbul Galatapera Kültür ve Sanat Derneği’nin başkanıdır ve Galapera Sanatevi’nde hem edebiyat etkinlikleri hem de yaratıcı yazarlık, öykü ve senaryo atölyeleri düzenlemekte ve eğitmenlik yapmaktadır.

Muzaffer Buyrukçu, “Hayatın Bu Yakası” başlıklı yazısında Jale Sancak’ın öykülerini şöyle değerlendirir:

“Jale Sancak‟ın öyküleri, durgun hareketsiz bir zeminde göverir. Heyecan, entrika, kurgu çarpıcılığı, insanın yüreğini ağzına getiren bir coşku yoktur. Ama bir anlatım zenginliği vardır. Okurla baş başa kalan kişilerin yaşamlarını besleyen gölcükleri, ayrıntılı ve dopdolu bir biçimde koyar ortaya. Ruhlardaki karmaşayla, o karmaşanın doğmasına neden olan olayları ustalıkla kurcalar ve okurun iç evrenindeki olanakların arttırılmasına çalışır. “Sanat toplumun aynasıdır” derler ya, Jale Sancak, toplumun bir üyesi olan bireyin varlığındaki kıpırtılara ayna tutar, o aynayı benliğinin bütün katmanlarında dolaştırır, saptadığı gelgitleri, kavgaları, yükselme ve alçalmaları öyküleştirir.”

1- Fırtına Takvimi – Kırmızı Kedi Yayınevi

2- Burada Mutlu Değilim – Kırmızı Kedi Yayınevi

3- İstanbul Öyküleri Antolojisi – İkaros Yayınları

4- Ansızın Gelen – Doğan Kitap

5- Yaşamdan Sahneye – Doğan Kitap

6- Sürgün Melekler – Doğan Kitap

7- Kenti Dinlemek – Doğan Kitap

8- Üç Aşk – Doğan Kitap

9- Surdibi’nde Çilingir Muhabbeti – Doğan Kitap

10- Aşkla Dayanmak – Sel Yayıncılık

11- Hayatın Bu Yakası – Sel Yayıncılık

12- Belki Yarın – hep kitap

Yarın ne getirir bize, umut mu yoksa umutsuzluk mu...

Baharda Latin Amerika'dayız



Gergedan Kitabevi’ndeki Dünya Edebiyatı yolculuğumuza devam ediyoruz.
Bu kez okyanus ötesine gidiyoruz, Latin Amerika’nın büyülü gerçeklerine.

Elbette Marquez, Fuentes, Cortazar, ile tanışacağız,
Esquivel ile ev işlerine dalıp,
Borges ile kaybolacağız
Allende ile susup ağlayacağız…
24 Mart Cuma günü başlayacak olan ve dokuz hafta süreyle her Cuma 11.30 – 13.30 arası aşağıda listesi olan kitapları okuyacak, bu kitaplar ve karakterlerin penceresinden bakacağız yaşama; yazarların hayat hikâyeleri,  eserleri, edebi ve felsefi düşünceleri hakkında anlatı ve yorumlarla zenginleşen bir program izleyeceğiz.






1.Hafta:
Büyülü gerçekçilikten büyülü yolculuğa Latin Edebiyatı ve Marquez

2.Hafta:
Yüz Yıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez

3. Hafta:
Mırıldandığım Öyküler, Julio Cortazar

4. Hafta:
Borges’in Dünyası ve Öyküleri

5.Hafta:
Ficciones, Jorge Luis Borges

6. Hafta:
Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu, Laura Esquıvel

7.Hafta:
Körlerin Şarkısı, Carlos Fuentes

8.Hafta:
Ruhlar Evi, Isabel Allende




Bilgi ve katılım için:

Gergedan Kitabevi 
0216 350 2766 
0549 609 5546 



Hakan Bıçakcı ile Otel Paranoya Söyleşisi



Geçtiğimiz günlerde Hakan Bıçakcı ile yeni kitabı Otel Paranoya hakkında küçük bir söyleşi yaptık.
Berat Pekmezci tarafından resimlenen öykü adından da anlaşılacağı üzere farklı çağrışımlara, yanılsamalara açık bir mekan olarak kurgulanan otelde geçiyor. Garip olan kim ya da ne? Otele gelen genç adam mı, saçlarını kesip çorbanın içine katan kadın mı, oda numaraları değişen ve kırmızı kapının siyaha boyandığı otel mi?

Söyleşiyi Jurnal Edebiyat kanalından izleyebilirsiniz.





Yokuşun İki Yanı


Günceden 56/,,,

İnce uzun bir yokuş, parke taşların köşeleri iyice yenmiş, üst kenarları yosun tutmuş. Yokuşun ortasında bir erguvan, dalları deniz görür. Aşağıda iki başta iki salkım söğüt, yerlere dek eğmiş dallarını. Sabahları deniz tüter, pus olur üstü. Uzaktan vapur düdükleri duyulur. İki mahallenin arasında, hangisine ait, hangisinden yana…
Yokuşun bir yanında az katlı, bahçeli, balkonlarından begonvillerin sarktığı, pencerelerinde kimsenin görünmediği, sessiz zenginlerin evleri. Çocuklar sokakta oynamaz, toza bulanmaz, düşmez, dizleri sıyrılmaz. Erkekler büyük siyah arabalarla gelip giderler işlerine, kadınların da büyük kırmızı, mavi, beyaz arabaları vardır. Hepsi de siyah camlı gözlüklerin ardına saklar bakışlarını. Başları sokağın diğer tarafına doğru dönmez, oradan gelen sesleri duymazlar, kopan cümbüşe aldırmazlar. O taraf boş, bomboş, sahipsiz.
Diğer yanda ise her türlü sesin dışarı aktığı, boşalmış yağ tenekelerinde, yoğurt kaplarında rengârenk sardunyaların boy verdiği, balkonlarında çamaşırların güneşe serildiği, gecekondudan bozma birbirine yaslanmış yığma apartmanlar. Gidecek bir işi olmayan adamlar binaların dışarı taşmış balkonlarından karşı mahalleyi seyre dalar, eli ekmek tutanlar bedenlerinde hiç dinmemiş bir yorgunlukla başlar güne, kadınlar temizliğe gider, çocuklar yaka paça birbirine karışmış formalarıyla okula yetişirler, ellerinde ekmek arası birkaç zeytin. Kapkara nazarlarını sakınmazlar kimseden, güneşe aşina yüzlerinde yaşamlarının izi.

Çocuklar İçin Yazıyoruz




Öncelikle yazmak büyük bir emek ve özveri isteyen bir süreçtir. Zaman ayırmak, nitelikli düşünmek, hayal etmek, kâğıda dökmek ve sonunda basılması için umutla beklemek gerekir. Ne olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun yine de yazmak istiyor ve yazmaktan keyif alıyorsanız, iyi yazdığınızı düşündüğünüz bir cümleden sonra kendinizi mutlu hissediyorsanız doğru yoldasınız.
Yazmak böylesine zorlu bir süreçken bir de çocuk kitabı yazmanın çok daha sabır, emek, özen istediğini unutmamak gerekir. Birlikte olacağımız süre boyunca neler konuşacağız, neler yapacağız ve yeni bir yazma sürecini nasıl geçireceğimize dair birkaç ipucu.



Atölye Özet Programı:

Ders 1- Atölye programının sunumu ve tanışma. Nasıl başlayacağız? 

Ders 2- Çocuk kitabının taşıması gereken biçim ve içerik özellikleri. Ne olmalı, ne olmamalı?

Ders 3- Bu kitabı kim okuyacak? Kahramanımız kim? Kahramanınla tanış.

Ders 4- Ne kadar hayal, ne kadar gerçek? Hikâyedeki unsurların birbiriyle bağdaştırılması 

Ders 5- Hikâyeni bul ve yazmaya başla. Katılımcılarla hikâyeler üzerinde çalışma

Ders 6- İlk cümle, ilk paragraf. Yazılanların okunması ve üzerinde konuşulması

Ders 7- Kitaptaki duygu, serüven, masal, mizah, bilgi, merak öğelerinin dağılımı. Hikâye nasıl 
gelişiyor; yazılanların okunması ve üzerinde konuşulması

Ders 8- Hikâye bitti mi yoksa devam eder mi? Atölye çalışmasının kapanışı ve soruların yanıtlanması


Bilgi ve kayıt için: