Ekim'de Gergedan'dayız

6 Ekim 2017 Cuma günü kaldığımız yerden okumaya ve metnin içinde yolculuğa başlıyoruz.
Eğer siz de edebiyatın büyük ustalarıyla tanışmak ve birlikte yol almak isterseniz, her Cuma 11.30-13.30 arası keyifli bir sohbet ve müthiş hikayelerle, bize katılın.
Dokuz hafta sürecek olan atölyemizde okuyacağımız kitaplar ve yazarlar şöyle:


06 Ekim Cuma
Baudolino
Umberto Eco
***
13 Ekim Cuma
Baudolino
Umberto Eco
***






20 Ekim Cuma
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
Italo Calvino
***
27 Ekim Cuma
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
Italo Calvino
***








03 Kasım Cuma
Küçümseme
Alberto Moravia
***
10 Kasım Cuma
Ay ve Şenlik Ateşleri
Cesare Pavese
***





17 Kasım Cuma
Pessoa ve Tabucchi Hakkında
***
24 Kasım Cuma
Ters Yüz Oyunu
Antonio Tabucchi
***
1 Aralık Cuma
Huzursuzluğun Kitabı
Fernando Pessoa




Kayıt ve ücret bilgisi için bize 0216 3502766/ 05496095546 numaralı telefonlardan ulaşabilirsiniz.

Kitap Yazdım Başucuna Bıraktım


Yazmak büyük bir emek ve özveri isteyen bir süreçtir. 
Zaman ayırmak, nitelikli düşünmek, hayal etmek, kâğıda dökmek ve sonunda basılması için umutla beklemek gerekir. Ne olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun yine de yazmak istiyor ve yazmaktan keyif alıyorsanız, iyi yazdığınızı düşündüğünüz bir cümleden sonra kendinizi mutlu hissediyorsanız doğru yoldasınız.
Yazmak böylesine zorlu bir süreçken bir de çocuk kitabı yazmanın çok daha sabır, emek, özen istediğini unutmamak gerekir. 
Çocuk edebiyatıyla ilgilenenler ve bu alanda ürün vermek isteyenler için 2 Ekim Pazartesi günü başlayacak olan "Kitap Yazdım Başucuna Bıraktım Yazı Atölyesi", katılımcılarına çocuk kitabı yazmanın tüm inceliklerini öğretmeyi hedefliyor.



Neler yapacağız?
Katılımcıların yazdıkları hikâyeleri değerlendireceğiz, 
Duygu, düş gücü, serüven, mizah, merak, bilgi öğelerinin dağılımı, hikâyenin gelişimi, çocuk romanının özellikleri ve gereken diğer teknikler yazılanlar üzerinden çalışacağız, 
Yayınevleri ile iletişim ve dosya sunumu üzerine konuşacağız

Atölye Programı:
Çocuk kitabının taşıması gereken biçim ve içerik özellikleri. 

Ne olmalı, ne olmamalı.
Bu kitabı kim okuyacak? 

Kahramanımız kim?
Ne kadar hayal, ne kadar gerçek? 

Hikâyedeki unsurların birbiriyle bağdaştırılması, kurgu
Hikâyeni bul ve yazmaya başla. 

Katılımcılarla hikâyeler üzerinde çalışma
İlk cümle, ilk paragraf. 

Yazılanların okunması ve üzerinde konuşulması
Kitaptaki duygu, serüven, masal, mizah, bilgi, merak öğelerinin dağılımı.
Hikâye nasıl gelişiyor; yazılanların okunması ve üzerinde konuşulması.

Hikâyenin oluşması.



İLETİŞİM. akademijurnal@gmail.com

DANTE GİBİ ORTASINDA MIYIZ ÖMRÜMÜZÜN*



İnsan yaşamın bir döneminde geriye dönüp bakma, hayatı, geçmişi sorgulama gereği duyar. Yaptığı hatalar, vazgeçtikleri, vazgeçemedikleri, başarıları, başarısızlıkları bir bir sıraya girip gözünün önünden geçer. Bu hesaplaşma yaşamın günlük rutinlerinden, sorunlarından çok daha derin bir temele dayanır aslında; hayatın kendisine. O hayatın içinde insanın nasıl var olduğuyla ilgili bir sorgudur bu. Başkalarının biçimlendirmesiyle gelinen yaştan sonra kendi olabilme çabasıdır.
Danta Alighieri 1307-1321 yılları arasında yazdığı İlahi Komedya’nın başlangıç dizesinde okuru bu varoluş sorgulamasının içine çeker.

Yaşam yolumuzun ortasında
Karanlık bir ormanda buldum kendimi,
çünkü doğru yol bitmişti.(1)

Papa’nın jübile yılı ilan ettiği 1300 Paskalyasında 7 Nisan Perşembeyi 8 Nisan Cumaya bağlayan gece, tam da insan ömrünün ortası kabul ettiği otuz beş yaşında, ahlaki değerlerin olmadığı, günahkâr bir ortamda yolunu şaşırmıştır.



Eserin en önemli motifi rüyadır. Dante Alighieri’den önce Homeros, Vergilius, Muhyiddin ibn Arabî, Ârdâvirâf gibi yazar, düşünür, din adamları da uykularında çıktıkları metafizik yolculuğu anlatan eserler kaleme almışlardır.

Oraya nasıl girdiğimi bilemeyeceğim,
Öyle uykum gelmişti ki,
Doğru yolu bırakıp gittiğimde.(2)

Dante, Cehennem yolculuğunda 112 ünlü kişiyle karşılaşır. Kimler yoktur ki Cehennem katlarında; filozoflar, şairler, politikacılar, din adamları, kraliçeler, ünlü kadınlar, papalar, kardinaller, imparatorlar. Böylelikle günahları eylemler üzerinden değil de kişilerin yaşamdaki seçimleri üzerinden anlatır.
Dante’ye Cehennem ve Araf’ta, insan aklını simgeleyen ozan Vergilius rehberlik eder. Gün ağarırken bir tepenin eteğinde karşılaştığı Vergilius, kötülüklerden arınabilmesi, içinde bulunduğu karanlık ormandan çıkabilmesi için Dante’yi öteki dünyayı görmeye çağırır.

İyiliğin için peşimden gel, izle beni,
rehberin olacağım, buradan alıp, öncesi
sonrası olmayan bir yere götüreceğim seni,
Umutsuz çığlıklar işiteceksin;
acıdan kıvranan eski ruhlar göreceksin
ikinci ölümlerine bağırırken;(3)

Dante, “ustam” dediği Vergilius’un rehberliğinde 9 Nisan 1300 Cumartesi gecesi sona erecek yolculuğa razı olur. 10 Nisan Pazar günü birlikte Araf’a ulaşırlar.
İlahi Komedya’da karşımıza çıkan şeytan karanlık, soğuk, pis koku, kan, irin, insan dışkısı, Yunan mitolojisinde kötülükleri ve acımasızlıklarıyla tanınan dev canavarlar, yırtıcı hayvanlar, haşeratla dolu Cehennem çukurunun dibinde, hem acı çekmekte hem de günahkâr ruhlara işkence etmekte olan Lucifer’dir. Baş şeytan Lucifer’in gökten düşerek açtığı çukur olan Cehennem’in girişi Kudüs’ün altına rastlar. Dünyanın doruk noktası Güney Kutbu, tabanı ise Kuzey Kutbu’dur. Kuzey yarı kürenin ortasında İsa’nın yaşamış olduğu Kudüs kenti vardır. Güney yarı kürenin ortasındaki adanın üstünde de, Cehennem çukuru açılırken çıkan toprağın oluşturduğu Araf dağı bulunur.
Cehennem, dibine doğru inildikçe daralan, iç içe dokuz daireden oluşan bir çukurdur. Her dairede farklı günahların cezası çekilir. Birinci dairede iyi ve dürüst oldukları halde Araf ya da Cennet’e gidemeyen ve kendilerine eziyet edilmeyen ruhlar vardır. Cehennem’de olmalarının nedeni Hıristiyanlıktan önce dünyaya gelmiş olduklarından vaftiz edilmeden ölmeleridir. Vergilius, Homeros, Horatius, Ovidus, Lucanus, Elektra, Hippokrates, Aristoteles gibi pek çok isimle birlikte Müslüman olmasına rağmen insanlığa hizmetleri nedeniyle Salahaddin Eyyubî, İbni Sina, İbni Rüşt de Limbus adındaki bu dairededir.


Cehennem’de cezayı veren Tanrı değildir. İnsanlar yaşarken yaptıkları yanlış seçimlerin sonucu olarak, cezalarını da kendileri belirlemişlerdir. Cezanın ağırlığı da işlenen günahla orantılı olarak artmaktadır.

Benden önce her şey sonsuzdu;
sonsuza dek süreceğim ben de.
İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu.(4)

Dante, rehberi Vergilius’la birlikte Cehennem’in kapısına geldiğinde bu sözlerle karşılaşınca cesaretini yitirir. Cehennem’den önce yaratılan her şey sonsuza kadar sürecektir. Şeytanın yeryüzüne düşmesiyle ortaya çıkan Cehennem de sonsuzluğa taliptir fakat kurtuluş umudunun da tükendiği yerdir.
Metindeki bir başka motif de dinsel ve kültürel açıdan pek çok simgesel anlamı olan yedi sayısıdır. Gökyüzü yedi kattır, insanın yedi çakrası vardır, Büyükayı yedi yıldızlıdır, müzikte yedi temel nota vardır, Hz. Süleyman’ın tapınağına yedi basamakla çıkılır, Nuh’un gemiden uçurduğu güvercin yedi gün sonra döner, yedi kollu şamdan, yedi rahip, yedi kase, yedi kilise, Tanrı’nın evreni yedi günde yaratması gibi pek çok örnek verilebilir. Ayrıca Tevrat ve İncil metinlerinde de sıklıkla kullanılan yedi rakamı eserde iki kez karşımıza çıkar. Dante, öte dünyaya yaptığı bu yolculuğu yedi günde tamamlar ve Araf’ın kapısında bekleyen melek alnına kılıçla yedi kez P harfi çizer. P, peccatum (günah) kelimesinin ilk harfidir ve burada yedi ölümcül günahı simgelemektedir.

O, kılıcının ucuyla alnıma yedi P çizdi,
“İçeri girince bu yaraları temizlemeyi
Sakın unutma” dedi.(5)

Cehennem yolculuğuna başlarken geçtikleri Akheron ırmağı Homeros ve Vergilius’un da eserlerinde adı geçen acılar ırmağıdır. Irmağın kenarında, kendilerini ait oldukları Cehennem dairesine götürecek olan kayığı bekleyen günahkâr ruhlarla karşılaşırlar. Cehennem’de bulunan Akheron, Styks, Phlegeton adındaki bütün ırmakların kaynağı günahkârların gözyaşlarıdır.
İlahi Komedya, ırmak ve geçit; karanlık ve ışık; ateş ve buz; usta ve öğrenci; ulaşılamayan aşka ağıt, yolculuğun bir rehber eşliğinde tamamlanması ve daha pek çok motifle dokunmuştur.
Cehennem’den çıkmadan önce Vergilius ile Dante kötülüklerin simgesi Lucifer’i yarı beline dek buzlara gömülü olarak görürler. Araf’ta da Dante’ye rehberlik eden Vergilius Cennet’e çıkması yasak olduğu için onu Beatrice’ye teslim eder. Dante, ilk kez dokuz yaşında görüp âşık olduğu, ikinci kez on sekiz yaşındayken gördüğü, buna rağmen yaşamı boyunca melankolik bir aşkla bağlı kaldığı ancak hiç birlikte olmadığı Beatrice ile Cennet’i gezer. Onuncu daireye geldiğinde Beatrice’den ayrılır ve Tanrı’yı seyrederken kendisine Aziz Bernard eşlik eder. Bu yolculuğun sonunda Dante gerçek bilgiye ulaşmış, arınmış, doğru yolu bulmuş olarak uyanır.
Kendi içinde yaşadığı karmaşadan yola çıkarak kendine ve insanlara doğru yolu göstermek için yazdığı eserde Dante, iyiliği ve kötülüğü, cezayı ve ödülü karşı karşıya getirir. Korkunç karanlığın karşısına Araf’ta tüm gölgelerinden arınan, pırıl pırıl parlayan saf ışık çıkar. Ahlak kurallarına uyan, kendini geliştiren insan hayattayken ulaşacağı mutluluğu, Tanrı’nın kurallarına uyarak ölümden sonraki sonsuz yaşamla da taçlandıracaktır. İlahi komedya mitoloji, tarih, kutsal metinlerle beslenen, aritmetik örüntülü, tarihten felsefeye, dinbilimden geometriye uzanan içeriğiyle ansiklopedi özelliği taşıyan ve imkânsız aşkın dile getirildiği uzun bir yolculuktur.
İnsan varoluşun başlangıcından bu yana iyiye olduğu kadar kötü ruhlara da inanır. Yaklaşık 3500 yıl önce Pers uygarlığının hüküm sürdüğü, bugünün İran, Irak, Suriye topraklarını da içine alan Ortadoğu coğrafyasında tanıştı kötü ruhlarla. Pek çok tanrıya inanılan bu topraklarda Zerdüşt ikiye indirgedi tanrıları: İyi, Ahura Mazda ve kötü, Ehrimen. Bu ikili inanç sistemi kendisinden sonra gelen inanç sistemlerini de etkiledi, “acımasız şeytan” kavramı Musevi metinlerinde yer aldı. Çok tanrılı Antik Yunan kültüründe ise siyah yüzlü, siyah sakallı, abanozdan yapılmış bir tahtta oturan, elinde iki uçlu çatal tutan Hades ölülerin tanrısıydı ve yeraltı dünyasını yönetirdi. İnsanların ölümden sonra mutluluğun olduğu yere mi yoksa ıstırabın olduğu yere mi gideceğine o karar verirdi. Şeytanın kendilerini zengin edeceğine inanmalarına yol açan şey, Hades’in aynı zamanda yeraltının tüm bereket ve zenginliğine sahip olması olabilir mi?


Adı her ne ise Ehrimen, Hades, Diablo, Mefisto, Lucifer, İblis, Şeytan ya da başka bir kelime… Tüm masumiyetiyle dünyaya gelen insanı yoldan çeviren bir varlık mı, yoksa içimizde saklı gizli bir düşman mı? İster içimizde isterse bizden ötede bir varlık olsun şeytan, kandırılmaya dünden razı insanın merhametsizliğini, ahlaksızlığını, doyumsuzluğunu sırtlanan bir günah keçisinden başka ne olabilir ki. Dante de Homeros’tan başlayarak insanlığın kadim bilgisini içine alan düşsel yolculuğunda aynı şeyi söylüyor bize. 13. ve 14. yüzyılların toplumunu ve insanların düşüncelerini büyük bir ustalıkla betimlerken yedi yüz yıl öncesinden bugünü hatta (maalesef) yarını da resmediyor. İşte binlerce yıldan beri insan iyi ve kötünün savaş alanı olan dünya üzerinde yerini belirlemeye ve tarafını seçmeye çabalıyor.

*Cahit Sıtkı Tarancı, Otuz Beş Yaş şiirine saygıyla
(1), (2),(3),(4),(5) – a.g.e

 **Bu yazı Gamlı Baykuş Dergisi 2.sayısında yayımlanmıştır.



Yararlanılan Kaynaklar:
-          İlahi Komedya, Dante Alighieri /Oğlak Yayınları, Çev:Rekin Teksoy
-          Amerika Dersleri, Italo Calvino /YKY, Çev:Kemal Atakay
-          Edebiyata Dair, Umberto Eco /Can Yayınları, Çev:Betül Parlak
-          Dante ve Boccaccio’nun İnsana ve Aşka Bakışı, Arş. Gör. Zeynep Çetin /Marmara İletişim Dergisi, Sayı:7,1994
-          Dante Alighieri – Yaşamı ve Eserleri, Ömer Korkmaz / Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Ens. Dergisi, Cilt 3, Sayı:2, 2001
-          Edebi Metinlerde Cehennem Tasvirlerinin Karşılaştırılması, Yrd. Doç. Dr. Ayşe Çelebioğlu /Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Ens. Dergisi, Sayı:32,2014






Herkes Gamlı Baykuş Okuyor



Gamlı Baykuş dergisi Temmuz-Ağustos-Eylül sayısı bayilerde.

Dergimiz bundan böyle, sizlere daha nitelikli bir tasarım ve içerik sunabilmek adına üç ayda bir yayımlanacaktır. Yeni logomuzu ve tasarımımızı beğeneceğinizi umuyoruz.

Bu sayımızın dosya konusu,  Kahraman ve Antikahraman

İsmail Haydar Aksoy Homeros’un İlyada’sından günümüze, insanlık tarihinde önemli izler bırakmış antikahramanları  odağına aldı.

Abdül Aziz Üskübi, siyaset ve  popüler kültür figürlerinden hareketle, “Aşağıda olan ne varsa bir gün yukarı çıkacaktır” diyen Sinoplu filozof Diyojen’e uzanıyor.

Aysu Erden, edebiyatın alacakaranlık kuşağındaki travmatik kimlikler ve şiddet özelinde kahraman ve antikahramana değiniyor.

Ümit Kireççi, popüler çizgi roman karakterleri üzerinden kahraman ve antikahramanın tanımını ve bu tanımın toplumun bakış açısına göre yer değiştirmesini inceliyor.

Sülbiye Yıldırım, Albert Camus’nün kült eseri Yabancı özelinde dosya konumuzu kapitalizm-üretim ilişkileri üzerinden irdeliyor.

Mehmet Fırat Pürselim, Kahramanla Birlikte Yolculuğa çıkmak başlıklı yazısıyla, Joseph Campbell’in Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı eserini değerlendiriyor.

Yazın hayatına şiirle başlayan ancak uzun süredir bu alanda paylaşım yapmayan
Türker Ayyıldız, bir şiiri ve özgün bir suluboya deseniyle bu sayımızda.

Bahar Yaka, muzip köşesi Gamlı Sözlük ve çizgi öyküsüyle bu sayımızda da yerini aldı.

Söyleşi köşemizde Aysel Karaca ve Ayşegül Gezgin, Behçet Çelik’le yeni çıkan kitabı hakkında konuştular.

Melis Yılmaz’ın Fırat Tanış ile yaptığı renkli söyleşi de bu sayımızda.

Halide Yıldırım, şair Zehra Betül ile şiir, kadın şiiri ve kadın şairlerin yaşadığı zorluklar üzerine konuştular. Zehra Betül söyleşimize şiirleriyle katkıda bulundu.

Ali Tanrısever, Derin Muhabbet köşesiyle her zamanki yerinde.

Bu sayımızda Orhan Berent, Tayfun Topraktepe, Hasibe Özdemir ve Yıldız İlhan dört yeni öyküyle yer aldılar.

Fatma Burçak “okumak ya da okumamak” başlığıyla çocuk edebiyatı hakkında yazdı.

Eksi Yirmi Dört köşemizde Ezgi Tabar bir öyküsüyle yer aldı.

Çizgileriyle ve çizgi köşeleriyle Bahar Yaka. Emrah Danacı, Bilgetekin Kalay ve Yamaç Atan bu sayımızda…
Gamlı Baykuş D&R, Carrefour, Migros, Nezih Kitabevi, Gergedan Kitabevi, Mephisto, Akademi Kitabevi, Kitapsan, Ezgi kitabevi, Robinson Crusoe ve diğer tüm kitapçılarda...

Gamze Arslan, Çerçialan, 3.Baskı

Bugünlerde sessiz sedasız 3.baskısını yapan bir öykü kitabı var. Sessiz sedasız dediğime bakmayın aslında dil, üslup, özgünlük bakımından bangır bangır bağıran ve "ben buradayım, beni oku" diyen öykülerden bahsediyoruz.
2016 yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne değer görülen Gamze Arslan, 1986 yılında Ankara’da doğmuş. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Tiyatro Bölümü/ Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı mezunu olan Gamze Arslan, öykücülüğünün yanında birçok TV dizisinin senaryo grubunda yer almış, halen senaryo çalışmaları devam ediyor.
Öykülerde genel olarak kadın sesini duyuyoruz ancak bu ses farklı biçimde geliyor kulağımıza. Sadece kadının sosyal konumundan kaynaklanan sorunları anlatan öyküler değil; alt metinleri, okurun kendi penceresinden beklenmedik sonlara bakışı, kahramanların zaman zaman şiddeti bir çıkış gibi görmelerinin şaşırtıcılığı ile okurken yeniden yazılan metinlerden bahsediyoruz.
Sözü fazla uzatmadan Gamze Arlan'laaptığımız kısa söyleşiyi izlemenizi ve en kısa zamanda bu kitabı okumanızı öneriyorum.